AYSALTUK V.ORÇUN ÖNTAŞ
fotoğraf : aysaltuk v.orçun öntaş – kırşehir 2018 ekim
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI DERGİ’sinin
SUNUMU
Türk Dil Kurumu’nun aylık yayın organı olan TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI DERGİ’sinin ocak 2010/ 697. sayısında, yazarımız Aysaltuk V. Öntaşla ilgili yapılan bilimsel bir sunumda ;
“…(Aysaltuk V.) Öntaş, gerçek bir dil bilinci ve duyarlılığıyla eserler ortaya koyan, tüm eserlerinde Türkçenin kendi olanaklarından kendi zenginliğinden yararlanan yazarlarımızdandır.” Vurgusundan sonra;
“ … edebiyatın farklı türlerinde daha başka birçok eser veren Öntaş, BU ESERLERİNİN TAMAMINDA TÜRKÇENİN ÖĞRETİMİNİ HEDEFLEMEKTEDİR.” Denilmekte,
yazarın eserleriyle bilimsel çalışmalarını Türkçenin kendi öz kaynaklarıyla, olanaklarıyla taç’landırdığını okurlarına övünçlü duyurmakta; yazınsal tüm eserlerinin Türk Dilinin doğru öğrenimiyle öğretiminde birer “ ÖRNEK “ lem oluşturduğunu yazmaktadır.

Türk edebiyatında, Türkçeyi en iyi kullanan yazarlarımızdan biri olarak kabul edilen Türk Dilleri ve Türk Edebiyatı Tarihçisi, Ön (proto) Türkler Araştırmacısı, eğitimci, şair ve yazar, Yayınevimizin Kültür ve Sanat Evi Bölüm Başkanı Aysaltuk Vahap Öntaş, tüm, yazınsal çalışmalarından da anlaşılacağı üzere;
edebiyat dünyasına yüzlerce eser kazandırmanın yanı sıra, “Ana Dilimiz Türkçe”yle ilgili çeşitli bilimsel çalışmalar, sunumlar yaptı; 20.000 saati aşkın söyleşiler gerçekleştirerek yüz binlerce katılımcının usunda, yüreğinde “Ana Dilimiz Türkçe”yle ilgili bir duyarlılık oluşmasına katkıda bulundu.

TDK’nun aylık yayın organı olan TÜRK DİLİ DİL VE EDEBİYAT DERGİ’sinin yukarıda belirtilen ilgili sayısında, vurgulandığı gibi;
“ …edebiyatın farklı türlerinde daha başka birçok eserler veren Öntaş.” Değerlendirmesinin ardından, yazarın; “ Onlarca” eserlerinden de söz ederek, “Onun”, yazınsal üretkenliğini özellikle belirtmektedirler.

Yazarımız Aysaltuk Vahap Öntaş, Ana Dilimiz Türkçemizle ilgili birikimlerini, Ankara ilimiz başta olmak üzere yurdun ayrımlı bölgelerindeki eğitim kurumlarında söyleşiler, paneller, konferanslar gibi etkinliklerle paylaşmaktadır.
Katılımcılar üstünde etkin ve kalıcı bir Anadil Türkçe “FARKINDALIĞI” yaratacak; tüm bu bilimsel çabalarıyla, uygulamalı eserlerinin;
dil öğrenimiyle, öğretiminde kullanılmakta olan “Teknik Araç Ve Gereçlerin” yetkinleşmesine; katılımcıların “Türkçe Söz Varlıklarıyla; Türkçe kullanımlarının ” gelişmesi konusunda, etkili bir “DİL” bilinci oluşturmaktadır.
Değerli bilim insanının çabalarını esenliyoruz……
ÖDÜL KÜLTÜR SANATEVİ
aysaltuk v. orçun öntaş‘ın
yazınsal sunu‘su
Her dil, kendini yaratan, oluşturan insan topluluklarının binlerce yıl süren uğraşlarının bir ürünüdür. Bu nedenle diller kendilerinin yaratıcısı olan toplumlara aittir. Dil kıyıcılığı (katliamı) yapanlar, yaşadıkları tarihsel sürecin kültür eksilmesinin özdeği (maddesi) olduklarını bilmelidirler.
Diller, ait oldukları toplumların ellerinden alınmamalıdır. Tersine, o dilin ait olduğu topluluklarca kullanılmasının koşulları yaratılmalı, özendirilip, evrensel kültür dağarcığındaki yerini alması sağlanmalıdır
Her toplum gibi Türklerde, üzerinde yaşadığımız anakaranın önemli bir gerçeğidir. Bu nedenle, binlerce yıllık kutlu bir dil geleneği olan ulusun, söz varlığının giderek bozulma sürecine girmesi düşündürücüdür!
Tarih, kendi dili için varolmayanların, birilerinin dillerinin yaşatıcısı durumuna düştüklerine çok tanık olmuştur.
…. Yazınsal üretim yapanlarla, aydınların ilgisizliklerine bir de duyarsızlıkları eklenince Bu gün eğitim yapıtları başta olmak üzere, yazınsal (edebiyat) yapıtlarımız, adlarımızla kent sokaklarımız yabancı sözcüklerin akınına uğramıştır..
Ancak, kimi yazıncılarımızla aydınlarımız: dilimizde karşılıkları var, kullanılır olmasına karşın; Türkçe sözcüklerinin yerine yabancı karşılıklarını kullanmayı sürdürmektedirler.
Türkçe sözcük kullanma duyarlılıkları, tasaları (kaygıları) olmayanların yabancı sözcük kullanma alışkanlıkları: ana dilimizin yazın ( masal, öykü, şiir, roman), bilim, kültür dili olmasını tartışır konuma getirmiştir…
Türkçemizin ne denli bir çekinceyle (tehlikeyle) karşı karşıya bırakıldığına, bozuma uğradığına tanıklık etmesi dileğiyle, öyküyü okumaya başlamadan “Ne kadar Türkçe konuşuyoruz!” başlıklı bir “tanılama” bölümüyle kurmacalarımın anlatımında kullandığım kimi Türkçe sözcüklerin yabancı karşılıklarını; bir örneklem olması için yapıtın baş sayfasında verdim.
Çocuklarımızın kutlu bir geleceğe yönlendirilmesinde büyük çabalarıyla katkıları olan öğretmenlerimizle, yetişkinlerin; bu sözcüklerin yeniden kullanımını sağlamadaki duyarlılıklarına bir katkım olsun istedim.
Ana dilimizin yaşaması, Türkçemizin bizden sonraki kuşaklara kirletilmeden bırakılması için, bilinçsizce dağarcığımıza yüklediğimiz yabancı bir sözcüğün yerine, TDK sözlüklerinde karşılığı olan Türkçesini kullanalım. Unutmayınız, salt (yalnız) toprak yurt, vatan değildir toplumlara. İnsanın gerçek yurdu kendi ana dilidir. Diliniz, gittiğiniz her yerde sizinledir. . O sizin gerçek yurdunuz, “vatan”ınızdır!..
Tarih, kendi dili için varolmayanların, birilerinin dillerinin yaşatıcısı durumuna düştüklerine çok tanık olmuştur.
Bu nedenle gelecekteki yeryuvarı düzeninde yer alacak uluslar, dilini yitiren (kaybeden) toplumların Güneşlerinin bir daha hiç doğmayacağını bildiklerinden, dillerine, kültürlerine sığınırlar, onu taçlandırarak korurlar hep!..
Dağarcığımızda bulunan her bir yabancı sözcüğün yerine Türkçe karşılıklarını koymanız dileğiyle..
aysaltuk v. orçun öntaş
Yazarın Belgitay Romanıyla İlgili Eleştirmen Yorumu
” …
Romanın Tarihsel Arka Planı:
“Belgitay” romanı, Saltuklu Türkleri ile ardıllarının, Anadolu’daki sekiz yüz yıllık serüvenini; toplumsal-siyasal-kültürel boyutlarıyla günümüze taşıyor. Tarihsel bir geri planı var kitabın, ama “Belgitay”, klasik anlamda bir “tarihi roman” değil. Çünkü, güncel bir boyut da içeriyor.
İnsan Doğa İlişkisi;
Bu romanın benim için en ilginç ve önemli yanı, insan-doğa ilişkilerini sergileyişteki özgünlüğüdür. Romanda insan ve doğa betimlemelerinin atbaşı gitmesi, bunların zaman zaman sarmaşarak birbirinin içine girmesi, insanla doğanın kaynaşıp bütünleşmesi, bana çok çarpıcı geldi.
“Belgitay” da doğa-insan ilişkileri oldukça “ayrımlı” ve ayrıntılı biçimde anlatılıyor. Anlatılanların çoğu zaman insan mı, doğa mı olduğunu ayrımsayamıyorsunuz bile. Hepsi içiçe geçmiş, örgensel bir bütün oluşturmuş. Bir bakıma, “Doğanın diyalektiği” ni şiirselleştirmeye çalışmış romanında a.v.öntaş.
Romanda yalnızca doğa-insan ilişkileri değil, buna koşut olarak tarihsel-toplumsal olaylar da siyasal nitelikleriyle ele alınıyor. Güncel kıyımlar, öldürümler, kan dökmeler; yakın tarihimizin belleklerimizden çıkmayan acılı olayları, romanın ana izleği çevresinde anlatılıyor. Kimi ayraçlar açılarak, güncel olayların tarihteki benzerlerine göndermeler yapılıyor. Böylece doğa-insan ilişkilerine toplumsal-siyasal bir boyut daha ekleniyor.
Öz Türkçe Tutkusu
A.V.Öntaş, romanında denediği katıksız “öz Türkçe”yle de ilgi uyandırıyor.
Öz Türkçe yazma tutkusunun doğal bir sonucu olarak, Arapça “ve” bağlacıyla da arası pek iyi değil Öntaş’ın. Bu nedenle, kitabın önemli tezlerinden biri -sunuş yazısında açıkça belirtilmese de- “Belgitay” ın “ve” bağlacı kullanılmadan yazılmış olması. ….”
A.Aşut/ Eleştirmen
Türkçemizin “toplumsal” Belleği
“Türkçe”mizi doğru yazmak, konuşmak isteyenlerin yoldaşı!..
“Anadil Türkçe”mizin öğretimini amaçlayan
– Türkçe “Duyarlılık Çalışması”
- Türkçe “Farkındalık Çalışması”
- Özleştirme Kılavuzu
- Yazınsal Seçkiler – ilgili ağ’sal bölümlerde izleyeceğiniz-
( “Türkçe” öğretimini amaçlayan, “Türkçe”mizin kendi söz varlığını, tümce yapılarıyla kurallarını kullanarak oluşturulmuş; kurmaca öyküce (masal), öykü, şiir, roman, oyundan oluşan yazınsal seçki (kitap) ler…) le;
Yazınımızı taç’landıran bilge..
HER ŞEY “TÜRKÇE”MİZ İÇİN!…
YAZARIN, YAZINSAL SEÇKİLER’ İNİN ÖZNELERİ
Yazar, tüm yazınsal çalışmalarında , “Anadil Türkçe”nin kendi olanaklarını, zenginliklerini, birikimlerini kullanarak; örgün eğitimde kullanılan araç-gereçlerdeki dilin, Türkçemizin söz varlığıyla donatılmasını ereklemiştir.
Konuşma, yazma diliyle diğer tüm dilsel donatıların, “Anadil Türkçe”mizin değerleriyle kurallarıyla oluşturarak, yazınsal üretimde bulunmuştur.
Bir başka anlatımla yazar, Türk yazınında; Türkçe olmamasına karşın, yazınsal üretim yapan kimi aydınlarımızca; Türkçemizin değerleri, kuralları gibi algılanarak yazınımıza iliştirilen Türkçe dili dışındaki hiçbir yazınsal ögeyi kullanmamış; tümüyle Türkçemizin tarihsel birikimlerini, olanaklarını kullanmış, Türkçe söz varlıklarıyla yapıtlarını taçlandırmıştır.
Bu nedenle, Büyük İskender’in Harezm’in ünlü bilgi dağarı sanlı kitaplığını yaktığı günden günümüze gelinceye değin; Türkçemizle ilgili, ilişkili olmamasına karşın, Selçuklu’dan başlaşarak Cumhuriyet Türkiyesi “kimi” aydınlarımız tüm yabancı dilsel ögeleri yazınsal üretimlerinde kullanmışlar, kendi Türkçe söz varlıklarının yok olmalarının öznesi konumuna gelmişlerdir.
Türkçemizin çokca tartışıldığı bir sürece tanıklık eden yazar Aysaltuk V.Öntaş, bu duyarsız gidişin özdeği, öznesi olmayı yadsıyarak, Türk dilinin yapısal dokusuna aykırı hiçbir yazınsal kuralı, dilimizin kendi yapısında olmayan bağlaçları kullanmamış, dildeki bilinçli duyarlılığı hep diri tutmuş; Türk yazınında BAĞLAÇ kullanmadan yazınsal üretim yapan yazar olarak dil tarihindeki yerini almıştır.
Yazarın bu çabası, çalışmaları başta TÜRK DİL KURUMU uzmanlarınca da taçlı, övünçlü, bulunmuştur.
Yazınsal, yapısal çalışmaların ana ögesi dayanca ( metin ) lardaki tümceler; Türkçenin sözel damarı tonlama, vurgu, tümce çeşitlilikleriyle oluşturulmuştur.
Tarihsel süreç içinde dilsel, kültürel etkileşimler sonucunda, Türkçemizin kendi doğasında olmayan BAĞLAÇLARLA birlikte ayrımlı yazınsal kurallar da, dil duyarlılığı olmayan aydınlarca kullanılır olmuş, bunu izleyen her süreçte, Türkçemiz, dilsel, yazınsal anlamda bilim, sanat dili olma yetisini yitirme durumuyla yüzyüze gelmiştir.
Türk yazınında dilsel birikimleriyle, dil bilinciyle, duyarlılığıyla bilinen Yazar Aysaltuk V. Öntaş’ın, yapıtlarının hiç birinde BAĞLAÇ kullanmaması, bu yitiklik çığılığına karşı bir duyarlı çıkış, Başkaldırı olarak algılanmakta, bu nedenle kimi aydınlarımızla Türk Dil Kurumu bilim insanları onun bu çabasını doğru bulmakdadırlar.
Yazarımızın bu yazınsal çıkışı, başkaldırısı salt “anadilimiz Türkçe”mizle sınırlı değil hiç; “o”, tüm Yer Yuvarı Anadillerinin var olmalarının koşulunun; kendi topraklarının koynunda, gövdesinde, çınar yapraklı dallarında yeşereceğini biliyor, savunuyor.
Yazınsal Seçkileri

Aysaltuk V. Öntaş, konuşma-yazma diliyle diğer tüm dilsel donatıları, “Anadil Türkçe”mizin değerleriyle kurallarıyla oluşturarak, yazınsal üretimde bulunmaktadır..
Türk yazınında; kimi aydınlarımız; Türkçe olmayan sözcüklerle, kuralları; “…Türkçemizin değerleri, kuralları; kutsal bir “MİRAS”ı gibi algılayarak yazınsal üretim yapmayı sürdürmektedirler. Bu algı, dilsel duyarsızlık, Selçukludan başlayarak, günümüz aydınlarınca da sürdürülmektedir. Aydınlarımızın bu duruşları, duyarsızlıkları sonucunda” Türkçe söz varlıklarımızın giderek yok olmalarının nedeni olmakta, yazarlar, aydınlar böylelikle kendi anadillerinin yok olmalarının öznesi konumuna gelmektedirler.
HER ŞEY “TÜRKÇE”MİZ İÇİN!…
Yazar’ın “ANADİL TÜRKÇE” duyarlılık BİLDİRGESİ
BİLİM, SANAT, KÜLTÜR ADAMI,
Şair, Yazar AYSALTUK V. ÖNTAŞ’ın
“ANADİL TÜRKÇE” duyarlılık BİLDİRGESİ
Her dil, kendini yaratan, oluşturan insan topluluklarınn binlerce yıl süren uğraşlarının bir ürünüdür. Bu nedenle diller, kendilerinin yaratıcısı olan toplumların öznesidir. Dil kıyıcılığı (katliamı) yapanlar, yaşadıkları tarihsel sürecin kültür eksilmesinin özdeği (maddesi) olduklarını bilmelidirler.
Diller, “ait” oldukları toplumların ellerinden alınmamalıdır. Tersine, o dilin “ait” olduğu topluluklarca kullanılmasının koşulları yaratılmalı, özendirilip, evrensel kültür dağarcığındaki yerini alması sağlanmalıdır.
Her toplum gibi Türkler de, üzerinde yaşadığımız yeryuvarının önemli bir gerçeğidir. Bu nedenle, binlerce yıllık kutlu bir dil geleneği olan ulusun, söz varlığının giderek bozulma sürecine girmesi düşündürücüdür!
Yazınsal üretim yapanlarla, aydınların ilgisizliklerine bir de duyarsızlıkları eklenince Bu gün eğitim yapıtları başta olmak üzere, yazınsal (edebiyat) yapıtlarımız, adlarımızla kent sokaklarımız yabancı sözcüklerin akınına uğramıştır..
Ancak, kimi yazıncılarımızla aydınlarımız: dilimizde karşılıkları var, kullanılır olmasına karşın; Türkçe sözcüklerinin yerine yabancı karşılıklarını kullanmayı sürdürmektedirler. Türkçe sözcük kullanma duyarlılıkları, tasaları (kaygıları) olmayanların yabancı sözcük kullanma alışkanlıkları: ana dilimizin yazın ( masal, öykü, şiir, roman), bilim, kültür dili olmasını tartışır konuma getirmiştir…
Türkçemizin ne denli bir çekinceyle (tehlikeyle) karşı karşıya bırakıldığına, bozuma uğradığına tanıklık etmesi dileğiyle, yapıtlarımı okumaya başlamadan “Ne kadar Türkçe konuşuyoruz!” başlıklı bir “tanılama” bölümüyle kurmacalarımın anlatımında kullandığım kimi Türkçe sözcüklerin yabancı karşılıklarını; bir örneklem olması için yapıtlarımın baş sayfasında veriyorum.
Okurlarımın kutlu bir geleceğe yönlendirilmesinde büyük çabalarıyla katkıları olan öğretmenlerimizle yetişkinlerin; bu sözcüklerin yeniden kullanımını sağlamadaki duyarlılıklarına bir katkım olsun istedim.
Ana dilimizin yaşaması, Türkçemizin bizden sonraki kuşaklara kirletilmeden bırakılması için, bilinçsizce dağarcığımıza yüklediğimiz yabancı bir sözcüğün yerine, TDK sözlüklerinde karşılığı olan Türkçesini kullanalım.
Unutmayınız, salt (yalnız) toprak yurt, vatan değildir insanlara, toplumlara. İnsanın gerçek yurdu (vatanı) kendi ana dilidir. Diliniz, yüreğinizle birlikte atar, yaşar; gittiğiniz her yere sizinle gider, sizinledir . . O sizin gerçek yurdunuz, “vatan”ınızdır!..
Tarih, kendi dili için varolmayanların, birilerinin dillerinin yaşatıcısı durumuna düştüklerine çok tanık olmuştur.
Bu nedenle gelecekteki yeryuvarı düzeninde yer alacak uluslar, dilini yitiren (kaybeden) toplumların Güneşlerinin bir daha hiç doğmayacağını bildiklerinden; dillerine, kültürlerine sığınırlar, onu taçlandırarak korurlar hep!..
Dağarcığımızda bulunan her bir yabancı sözcüğün yerine, Türkçe karşılıklarını koymanız dileğiyle…
HER ŞEY “TÜRKÇE”MİZ İÇİN!… ÖDÜL KÜLTÜR SANATEVİ
aysaltuk v. öntaş‘ın ANA DİL sunumu
“Her dil, kendini yaratan, oluşturan insan topluluklarının binlerce, milyonlarca yıl süren topluluk yaşamlarının ürünüdür, sonucudur.
Bu özlü yanıyla diller, kendilerinin yaratıcısı olan toplumlara aittir. Dil kıyıcılığı yapanlar, yaşadıkları tarihsel sürecin kültür eksilmesinin özdeği (maddesi) olduklarını bilmelidirler.
Dillerin de insanlar gibi canlı varlıklar oldukları unutulmamalıdır. “Ana dil” ler, dirimsel (biyolojik) dillerin ağız boşluğundaki yeteneklerinin en “kutsal” sonuçlarıdır. Ölen, öldürülen her bir insanla; bildiği dillerin de öldüğü, ustan (akıldan) çıkarılmamalıdır hiç!..
Öyleyse diller, ait oldukları toplumların ellerinden alınmamalıdır. Tersine, o dilin ait olduğu topluluklarca kullanılmasının koşulları yaratılmalı; özendirilip, evrensel kültür mutfağında yerini alması sağlanmalıdır.
…..Kazakistan’ın başkenti Alma- Ata yakınlarındaki Esik kasabasında yapılan kazılarda; üzerinde 26 harften oluşan Göktürk yazısı bulunan gümüş bir kap, Türklerin tarih sürecindeki yazıyla olan yolculuğunun bilinen ilk halkasıdır. Bilim adamları bu kabın M.Ö. V. , 1V. yüzyıla ait olduğunu saptamışlardır. Dil biliimciler bu yazının Göktürkçe yazısının ilk (arkaik) dönemlerine ait olduğu yargısına varmışlardır. Türklerde yazının M.Ö. V. yüz yılda kullanıldığının ilk yazılı belgesi olan bu tarihsel belge; Türk dilinin diğer diller içindeki konumunu, önemini belirtmeye yeterli olsa gerektir.
Her toplum gibi Türkler de, üzerinde yaşadığımız anakaranın önemli bir gerçeğidir. Bu nedenle, binlerce yıllık kutlu bir dil geleneği olan ulusumuzun, söz varlığının giderek bozulma noktasında olması düşündürücüdür!
Tarih, kendi dili için var olamayanların; birilerinin dillerinin yaşatıcısı durumuna düştüklerine çok tanık olmuştur.
Dağarcığımızda bulunan her bir yabancı sözcüğün yerine “Türkçe” karşılıklarını koymanız, kullanmanız dileğiyle….”
aysaltuk v.öntaş
Yazarın Belgitay Romanıyla İlgili Eleştirmen Yorumu
” …
Romanın Tarihsel Arka Planı:
“Belgitay” romanı, Saltuklu Türkleri ile ardıllarının, Anadolu’daki sekiz yüz yıllık serüvenini; toplumsal-siyasal-kültürel boyutlarıyla günümüze taşıyor. Tarihsel bir geri planı var kitabın, ama “Belgitay”, klasik anlamda bir “tarihi roman” değil. Çünkü, güncel bir boyut da içeriyor.
İnsan Doğa İlişkisi;
Bu romanın benim için en ilginç ve önemli yanı, insan-doğa ilişkilerini sergileyişteki özgünlüğüdür. Romanda insan ve doğa betimlemelerinin atbaşı gitmesi, bunların zaman zaman sarmaşarak birbirinin içine girmesi, insanla doğanın kaynaşıp bütünleşmesi, bana çok çarpıcı geldi.
“Belgitay” da doğa-insan ilişkileri oldukça “ayrımlı” ve ayrıntılı biçimde anlatılıyor. Anlatılanların çoğu zaman insan mı, doğa mı olduğunu ayrımsayamıyorsunuz bile. Hepsi içiçe geçmiş, örgensel bir bütün oluşturmuş. Bir bakıma, “Doğanın diyalektiği” ni şiirselleştirmeye çalışmış romanında a.v.öntaş.
Romanda yalnızca doğa-insan ilişkileri değil, buna koşut olarak tarihsel-toplumsal olaylar da siyasal nitelikleriyle ele alınıyor. Güncel kıyımlar, öldürümler, kan dökmeler; yakın tarihimizin belleklerimizden çıkmayan acılı olayları, romanın ana izleği çevresinde anlatılıyor. Kimi ayraçlar açılarak, güncel olayların tarihteki benzerlerine göndermeler yapılıyor. Böylece doğa-insan ilişkilerine toplumsal-siyasal bir boyut daha ekleniyor.
Öz Türkçe Tutkusu
A.V.Öntaş, romanında denediği katıksız “öz Türkçe”yle de ilgi uyandırıyor.
Öz Türkçe yazma tutkusunun doğal bir sonucu olarak, Arapça “ve” bağlacıyla da arası pek iyi değil Öntaş’ın. Bu nedenle, kitabın önemli tezlerinden biri -sunuş yazısında açıkça belirtilmese de- “Belgitay” ın “ve” bağlacı kullanılmadan yazılmış olması. ….”
A.Aşut/ Eleştirmen
Türkçemizin “toplumsal” Belleği
“Türkçe”mizi doğru yazmak, konuşmak isteyenlerin yoldaşı!..
“Anadil Türkçe”mizin öğretimini amaçlayan
– Türkçe “Duyarlılık Çalışması”
- Türkçe “Farkındalık Çalışması”
- Özleştirme Kılavuzu
- Yazınsal Seçkiler – ilgili ağ’sal bölümlerde izleyeceğiniz-
( “Türkçe” öğretimini amaçlayan, “Türkçe”mizin kendi söz varlığını, tümce yapılarıyla kurallarını kullanarak oluşturulmuş; kurmaca öyküce (masal), öykü, şiir, roman, oyundan oluşan yazınsal seçki (kitap) ler…) le;
Yazınımızı taç’landıran bilge..
HER ŞEY “TÜRKÇE”MİZ İÇİN!…
YAZARIN, YAZINSAL SEÇKİLER’ İNİN ÖZNELERİ
Yazar, tüm yazınsal çalışmalarında , “Anadil Türkçe”nin kendi olanaklarını, zenginliklerini, birikimlerini kullanarak; örgün eğitimde kullanılan araç-gereçlerdeki dilin, Türkçemizin söz varlığıyla donatılmasını ereklemiştir.
Konuşma, yazma diliyle diğer tüm dilsel donatıların, “Anadil Türkçe”mizin değerleriyle kurallarıyla oluşturarak, yazınsal üretimde bulunmuştur.
Bir başka anlatımla yazar, Türk yazınında; Türkçe olmamasına karşın, yazınsal üretim yapan kimi aydınlarımızca; Türkçemizin değerleri, kuralları gibi algılanarak yazınımıza iliştirilen Türkçe dili dışındaki hiçbir yazınsal ögeyi kullanmamış; tümüyle Türkçemizin tarihsel birikimlerini, olanaklarını kullanmış, Türkçe söz varlıklarıyla yapıtlarını taçlandırmıştır.
Bu nedenle, Büyük İskender’in Harezm’in ünlü bilgi dağarı sanlı kitaplığını yaktığı günden günümüze gelinceye değin; Türkçemizle ilgili, ilişkili olmamasına karşın, Selçuklu’dan başlaşarak Cumhuriyet Türkiyesi “kimi” aydınlarımız tüm yabancı dilsel ögeleri yazınsal üretimlerinde kullanmışlar, kendi Türkçe söz varlıklarının yok olmalarının öznesi konumuna gelmişlerdir.
Türkçemizin çokca tartışıldığı bir sürece tanıklık eden yazar Aysaltuk V.Öntaş, bu duyarsız gidişin özdeği, öznesi olmayı yadsıyarak, Türk dilinin yapısal dokusuna aykırı hiçbir yazınsal kuralı, dilimizin kendi yapısında olmayan bağlaçları kullanmamış, dildeki bilinçli duyarlılığı hep diri tutmuş; Türk yazınında BAĞLAÇ kullanmadan yazınsal üretim yapan yazar olarak dil tarihindeki yerini almıştır.
Yazarın bu çabası, çalışmaları başta TÜRK DİL KURUMU uzmanlarınca da taçlı, övünçlü, bulunmuştur.
Yazınsal, yapısal çalışmaların ana ögesi dayanca ( metin ) lardaki tümceler; Türkçenin sözel damarı tonlama, vurgu, tümce çeşitlilikleriyle oluşturulmuştur.
Tarihsel süreç içinde dilsel, kültürel etkileşimler sonucunda, Türkçemizin kendi doğasında olmayan BAĞLAÇLARLA birlikte ayrımlı yazınsal kurallar da, dil duyarlılığı olmayan aydınlarca kullanılır olmuş, bunu izleyen her süreçte, Türkçemiz, dilsel, yazınsal anlamda bilim, sanat dili olma yetisini yitirme durumuyla yüzyüze gelmiştir.
Türk yazınında dilsel birikimleriyle, dil bilinciyle, duyarlılığıyla bilinen Yazar Aysaltuk V. Öntaş’ın, yapıtlarının hiç birinde BAĞLAÇ kullanmaması, bu yitiklik çığılığına karşı bir duyarlı çıkış, Başkaldırı olarak algılanmakta, bu nedenle kimi aydınlarımızla Türk Dil Kurumu bilim insanları onun bu çabasını doğru bulmakdadırlar.
Yazarımızın bu yazınsal çıkışı, başkaldırısı salt “anadilimiz Türkçe”mizle sınırlı değil hiç; “o”, tüm Yer Yuvarı Anadillerinin var olmalarının koşulunun; kendi topraklarının koynunda, gövdesinde, çınar yapraklı dallarında yeşereceğini biliyor, savunuyor.
Yazınsal Seçkileri

Aysaltuk V. Öntaş, konuşma-yazma diliyle diğer tüm dilsel donatıları, “Anadil Türkçe”mizin değerleriyle kurallarıyla oluşturarak, yazınsal üretimde bulunmaktadır..
Türk yazınında; kimi aydınlarımız; Türkçe olmayan sözcüklerle, kuralları; “…Türkçemizin değerleri, kuralları; kutsal bir “MİRAS”ı gibi algılayarak yazınsal üretim yapmayı sürdürmektedirler. Bu algı, dilsel duyarsızlık, Selçukludan başlayarak, günümüz aydınlarınca da sürdürülmektedir. Aydınlarımızın bu duruşları, duyarsızlıkları sonucunda” Türkçe söz varlıklarımızın giderek yok olmalarının nedeni olmakta, yazarlar, aydınlar böylelikle kendi anadillerinin yok olmalarının öznesi konumuna gelmektedirler.
HER ŞEY “TÜRKÇE”MİZ İÇİN!…
Yazar’ın “ANADİL TÜRKÇE” duyarlılık BİLDİRGESİ
BİLİM, SANAT, KÜLTÜR ADAMI,
Şair, Yazar AYSALTUK V. ÖNTAŞ’ın
“ANADİL TÜRKÇE” duyarlılık BİLDİRGESİ
Her dil, kendini yaratan, oluşturan insan topluluklarınn binlerce yıl süren uğraşlarının bir ürünüdür. Bu nedenle diller, kendilerinin yaratıcısı olan toplumların öznesidir. Dil kıyıcılığı (katliamı) yapanlar, yaşadıkları tarihsel sürecin kültür eksilmesinin özdeği (maddesi) olduklarını bilmelidirler.
Diller, “ait” oldukları toplumların ellerinden alınmamalıdır. Tersine, o dilin “ait” olduğu topluluklarca kullanılmasının koşulları yaratılmalı, özendirilip, evrensel kültür dağarcığındaki yerini alması sağlanmalıdır.
Her toplum gibi Türkler de, üzerinde yaşadığımız yeryuvarının önemli bir gerçeğidir. Bu nedenle, binlerce yıllık kutlu bir dil geleneği olan ulusun, söz varlığının giderek bozulma sürecine girmesi düşündürücüdür!
Yazınsal üretim yapanlarla, aydınların ilgisizliklerine bir de duyarsızlıkları eklenince Bu gün eğitim yapıtları başta olmak üzere, yazınsal (edebiyat) yapıtlarımız, adlarımızla kent sokaklarımız yabancı sözcüklerin akınına uğramıştır..
Ancak, kimi yazıncılarımızla aydınlarımız: dilimizde karşılıkları var, kullanılır olmasına karşın; Türkçe sözcüklerinin yerine yabancı karşılıklarını kullanmayı sürdürmektedirler. Türkçe sözcük kullanma duyarlılıkları, tasaları (kaygıları) olmayanların yabancı sözcük kullanma alışkanlıkları: ana dilimizin yazın ( masal, öykü, şiir, roman), bilim, kültür dili olmasını tartışır konuma getirmiştir…
Türkçemizin ne denli bir çekinceyle (tehlikeyle) karşı karşıya bırakıldığına, bozuma uğradığına tanıklık etmesi dileğiyle, yapıtlarımı okumaya başlamadan “Ne kadar Türkçe konuşuyoruz!” başlıklı bir “tanılama” bölümüyle kurmacalarımın anlatımında kullandığım kimi Türkçe sözcüklerin yabancı karşılıklarını; bir örneklem olması için yapıtlarımın baş sayfasında veriyorum.
Okurlarımın kutlu bir geleceğe yönlendirilmesinde büyük çabalarıyla katkıları olan öğretmenlerimizle yetişkinlerin; bu sözcüklerin yeniden kullanımını sağlamadaki duyarlılıklarına bir katkım olsun istedim.
Ana dilimizin yaşaması, Türkçemizin bizden sonraki kuşaklara kirletilmeden bırakılması için, bilinçsizce dağarcığımıza yüklediğimiz yabancı bir sözcüğün yerine, TDK sözlüklerinde karşılığı olan Türkçesini kullanalım.
Unutmayınız, salt (yalnız) toprak yurt, vatan değildir insanlara, toplumlara. İnsanın gerçek yurdu (vatanı) kendi ana dilidir. Diliniz, yüreğinizle birlikte atar, yaşar; gittiğiniz her yere sizinle gider, sizinledir . . O sizin gerçek yurdunuz, “vatan”ınızdır!..
Tarih, kendi dili için varolmayanların, birilerinin dillerinin yaşatıcısı durumuna düştüklerine çok tanık olmuştur.
Bu nedenle gelecekteki yeryuvarı düzeninde yer alacak uluslar, dilini yitiren (kaybeden) toplumların Güneşlerinin bir daha hiç doğmayacağını bildiklerinden; dillerine, kültürlerine sığınırlar, onu taçlandırarak korurlar hep!..
Dağarcığımızda bulunan her bir yabancı sözcüğün yerine, Türkçe karşılıklarını koymanız dileğiyle…
HER ŞEY “TÜRKÇE”MİZ İÇİN!… ÖDÜL KÜLTÜR SANATEVİ
aysaltuk v. öntaş‘ın ANA DİL sunumu
“Her dil, kendini yaratan, oluşturan insan topluluklarının binlerce, milyonlarca yıl süren topluluk yaşamlarının ürünüdür, sonucudur.
Bu özlü yanıyla diller, kendilerinin yaratıcısı olan toplumlara aittir. Dil kıyıcılığı yapanlar, yaşadıkları tarihsel sürecin kültür eksilmesinin özdeği (maddesi) olduklarını bilmelidirler.
Dillerin de insanlar gibi canlı varlıklar oldukları unutulmamalıdır. “Ana dil” ler, dirimsel (biyolojik) dillerin ağız boşluğundaki yeteneklerinin en “kutsal” sonuçlarıdır. Ölen, öldürülen her bir insanla; bildiği dillerin de öldüğü, ustan (akıldan) çıkarılmamalıdır hiç!..
Öyleyse diller, ait oldukları toplumların ellerinden alınmamalıdır. Tersine, o dilin ait olduğu topluluklarca kullanılmasının koşulları yaratılmalı; özendirilip, evrensel kültür mutfağında yerini alması sağlanmalıdır.
…..Kazakistan’ın başkenti Alma- Ata yakınlarındaki Esik kasabasında yapılan kazılarda; üzerinde 26 harften oluşan Göktürk yazısı bulunan gümüş bir kap, Türklerin tarih sürecindeki yazıyla olan yolculuğunun bilinen ilk halkasıdır. Bilim adamları bu kabın M.Ö. V. , 1V. yüzyıla ait olduğunu saptamışlardır. Dil biliimciler bu yazının Göktürkçe yazısının ilk (arkaik) dönemlerine ait olduğu yargısına varmışlardır. Türklerde yazının M.Ö. V. yüz yılda kullanıldığının ilk yazılı belgesi olan bu tarihsel belge; Türk dilinin diğer diller içindeki konumunu, önemini belirtmeye yeterli olsa gerektir.
Her toplum gibi Türkler de, üzerinde yaşadığımız anakaranın önemli bir gerçeğidir. Bu nedenle, binlerce yıllık kutlu bir dil geleneği olan ulusumuzun, söz varlığının giderek bozulma noktasında olması düşündürücüdür!
Tarih, kendi dili için var olamayanların; birilerinin dillerinin yaşatıcısı durumuna düştüklerine çok tanık olmuştur.
Dağarcığımızda bulunan her bir yabancı sözcüğün yerine “Türkçe” karşılıklarını koymanız, kullanmanız dileğiyle….”


ültür yayıncılığı bizim, uzunca bir süredir usumuzdaki bir taslaktı. Okurumuzun karşısına bir “ilk” ürünle çıkıp, düşümüzü gerçekleştirirken; okurla, bu alanda yazınsal üretim yapanlara da yayın evi olarak “ilkelerimizi, ilklerimizi” bildirmek, duyurmak istedik.
















