Müzik

aysaltuk v.öntaş‘ın

KÜLTÜR BAKANLIĞI  ONAYLI  MÜZİKAL  TASARISI

 Yazarın yazınla ilgili birikimlerinin dışında “fotoğraf“cılıkla “müzik” uğraşlarını da unutmamak gerek. O diğer sanatsal alanlarda olduğu gibi bu iki “kutlu” uğraşısını da “toplum”sallaştırmayı kotaranlardan.

         Müzik kulağı çok iyi olan Aysaltuk V. Öntaş müzik aletlerini kullanmada da oldukça başarılı. O kendi “felsefe”sinin, yaşadıklarının “ses”sel bir anlatımı olan çok sayıdaki “beste”nin de sahibi.
 2000 yılında  İAYM Yapım tarafından gerçekleştirilenMalya” adlı çalışma (müzikal tasarı), Kültür Bakanlığı‘nca da onanarak, destek görür. Tasarı içindeki  kendisine ait (söz-beste) parçaların seslendirmesini de yazar kendisi gerçekleştirir.

          Yazarca bu çalışmanın adının “Malya” olarak seçilmesi bilinçlidir. Çünkü yazarın üzerinde doğduğu bu topraklar (Malya Çölü) 1236’lı yıllarda aynı aileden iki kardeş ( Saltuklu -Salçuklu) Türk ordusunun karşılaşmasına sahne olur.  Bu kalkışma tarihe “babailer” kalkışması olarak geçer. Yazar bu çalışmasında, kendi yaşamıyla ilişkilendirdiği tarihimizdeki bu kalkışmayı toplumsal bir “Milat” sayar.
Malya” çalışmasının sunumundaki yazarın kendisine ait yazısını (sunumunu) yukarıdaki bölümlerde olduğu gibi aktardık. Anılan çalışmanın “Malya” sunumunda TRT Müzik Prodüktörü Nevzat Üçyıldız’a ait aşağıdaki  tanıtım (sunum) yazısını da olduğu gibi veriyoruz.

          “Düşünsel ve yaşamsal birikimlerini onlarca (masal, öykü, şiir, roman) yapıtla taçlandıran Aysaltuk Vahap Öntaş‘ın müziği de; yapıtlarındaki toplumsal kurgular gibi özgün ve etkileyici…
            Sanatçı Aysaltuk Vahap Öntaş müziğinde, yarım asırlık gövdesiyle doğasal ve toplumsal diyalektiği şiirselleştirerek seslere dönüştürmüş. Müziğindeki coşkulu, artımlı yükselişi; yazınsal çalışmalarında olduğu gibi insan ve doğa gerçekliği üzerine örmüş, kurmuş…
            Müziğindeki simgesel, ezgisel göndermeleri bir çığlığa dönüştürerek toplumsal bir işlev yüklenmiş. Aysaltuk Vahap Öntaş‘ın müziği, bir “oluşun” karşı duruşun; bir direnişin ve başkaldırının müziği Onu dinlerken ozansı söylemlerinin mi, yoksa ezgilerinin mi gövdenizi dağladığını ayrımsayamıyorsunuz.
            Sanatçının son şiir kitabı “Benim Yaram Sargı Öksüzüdür” ün,  belirtgesinde; -bir talancı, yıkamı karşıOLUŞUN -DURUŞUN” şiiri” olarak nitelendiriyor; yaptığı müziğin adını da “OLUŞUM MÜZİĞİ” olarak belirtiyor. 
            Onun müziği için bende aynı söylemi yineliyor; bu coğrafyadaki her türlü yıkıma, talana karşı bir karşı “DURUŞUN” müziğidir diyorum yaptığı müziğe. İnsan onun ezgileriyle, söylemleriyle karşılaşınca Anadolu halkının her birinin, niye birer Dedekorkut, Pirsultan, Hacıbektaş, Sarısaltuk, Yunus, Karacaoğlan, Köroğlu olduğunu daha iyi anlıyor, ayrımsıyor.
             Aysaltuk Vahap Öntaş’ın  müziği, toplumumuzun içinde yaşadığı yenilgi pisikolojisi için de, güçlü bir çığlık!..
            Müzik dünyasına, kendi tarzıyla gelen ve Anadolu kültür dokusunu özümsemiş, kucaklamış sayılı sanatçılardan biri Aysaltuk Vahap Öntaş… Hoş geldin aramıza, yolun açık olsun…

   Nevzat Üçyıldız
TRT Müzik Prodüktörü
Müzik ve Programları Yönetmeni 2000 Mayıs-Ankara

Malya

” Malya” adlı çalışma, sözle müziği Aysaltuk V. Öntaş’a ait 9 parçadan oluşmaktadır.
Çalışmanın alt “dolgu” müziği “senfonik”tir. Düzenlemeler Bora Akyol tarafından yapılmıştır.Parçalardaki etnik çalgı (keman, ud, gitar, nefesli çalgılar, az da olsa saz) ların “icra”sı TRT sanatçıları tarafından  gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın dağıtımını “Ada Müzik” üstlenmiştir. Çalışmanın ilk parçası “Az Sonra Güneş Doğacak” adlı yapıta da “klip” çekilmiş; -CD-Kaset-Klip- bu promasyonlar ülkedeki tüm radyo ve televizyonlara dağıtımı yapılmıştır. Çalışma ulusal ve özel kanalların radyo ve televizyonlarında yayınlanmıştır.
“Malya” çalışmasının içindeki parçaların bazı bölümlerinin sözlerini aşağıda örneklemek istedik:

Az Sonra Güneş Doğacak”                    “Maralım”
Koyaklar bekliyor seni                               Üç milyon yıldır kavgadaydılar
Açığa koyma gövdeni                                On milyon yıldır havadaydılar
Yarın şafakla bekle beni                           Aylı bir gecede havalandılar
Yiğidimsin aman deme                            Üçünü de birden vurdular

“Malya Çölü”                                              “Aysar”
…                                                                   …
Kopardılar yıldızları                                    Güneş doğar koyaklara gizlenir Aysar
Küstürdüler suları                                     Mavzerler ışıldar, taşlar ışıldar
Seni kimler yaraladı                                  Keklik olur, turaç olur izlenir Aysar
Söyle aman dayanamam                        Gökyüzü bulutlanır, dağlar bulutlanır

“Dün Akşam Çıkmışım Yola”                 “Dağlardayım Yine”
…                                                                    …
Gece olur kurt ulur                                     Dağlardayım yine kavgalardayım
Beni sırtımdan vurur                                  Bir çiçek gönder bana karanfil olsun
Göğsüm dışarda durur                             Yüreğim kurşun yemiş sevdalardayım
Seni dağda koymuşum                            Bir yel gönder bana güneyli olsun

“Yıkın Duvarları”                                        “Yönüm Sana Kanım Sana”
…                                                                     …
Yıkın şu duvarları, yıkın bu damları          Çınar gölge vermez bana
Yarim gelin olmuş, yarim gelin olmuş    Görüntüm puşt, izim puşt
Açın şu kapıları, salın karacaları               Sırtımı döndüm düşmana

Yarim elin olmuş, yarim gelin olmuş!      Namlu puşt, mermi puşt!


“Sesim Aktı Topraklara”                            

Sesim aktı yapraklara                              Bir alıç dibinde kuşum
Kanarım ben topraklara                          Kaçmışım yorulmuşum
Kandaşı oldum, kardaşı oldum             Yandaşı oldum, öçdaşı oldum
yoldaşı oldum kanımın                            aldaşı oldum kanımın

oy atıldım zındanlara                                oy bin alıç dikeni kurşun
çekildim sokaklara                                   bin alıç dikeni kurşun
ipleri koptu darağaçlarının                      almışım vurulmuşum
ışıtın sokakları                                            …..
vurdular çocukları
ölüler kına yakmaz
ayırın korkakları

Yazarın müziğinin omurgasını oluşturan yukarıdaki “söz”leri okuyunca; “Malya” çalışmasının sunum yazısını hazırlayan Yönetmen Nevzat Üçyıldız’ın  “yazar”la ilgili düşüncelerine ekleyecek bir söz kalmıyor doğrusu…

aysaltuk v.öntaşınMalyaMüzikal Çalışması  için kaleme aldığı

“YAZINSAL” SUNU

Her soylu oluşun, duruşun; ışığın önünde, tanıklığında oluştuğuna inanırdı babam. Güneş’e hiç sırtını dönmeyen, beyaz gülüşlü bir bozkır bilgesiydi. Dağarcığı, gönlü, güreli; dili, söylemi kekik, gelincik kokulu, dokulu bir “Kızılırmak”lıydı.     Toprak üstündebaba” gibi değil; “Atagibi dururdu hep. Kuşlar onun gibi konuşur, ağaçlar onun gibi yeşil yüklenirdi. Toprak ana onun gibi içlenir, göğüslenir; yel, su, bulut onun gövdesini taşırdı; o da Güneş’in.. 
          Çocuk düşlerimin ortasında, 
         “Bulutlar neden Güneş’e yakın dururlar baba?” dediğimde; beyaz gülüşüyle;    “Ay da yıldızlar da ona yakın durur. Kuşlar, bulutlar ona yakın uçarlar oğul! Toprak, su gözesi ona doğru akar; ağaçlar ona tomurcuklanır, dağlar ona bakar çiçeklenir; yılanlar, çıyanlar ona kıvrımlanır, karanlık ondan ürker, ihanet onun olmadığı yerlerde büyür, yürür. Kar’a beyazı o verir Sarı Çiğdem’im!” derdi. 
         Ben de yaşıtlarım gibi  Güneş’e yakın durmak için Yiğren dağının doruklarına çıkar; az ötemdeki Erciyes’e, Melendiz’e, Hırka’ya; çoğunlukla da Hasan dağına bakardım. Sırtımı babam gibi Güneş’e hiç dönmeyeceğime ant içerdim günbatımı yellerinin (rüzgarlarının) önünde. Sonra yönümü kuzeye döner, babamı her dönem alt üst eden Malya Ova’sını (çölü)’nü izlerdim her mevsim. Başımı yukarılara kaldırır, mavi boyunlu turnaların adımın ilk abecesini (harfini) göğün mavisine çizerek üstümden geçişlerini izler, sevinçle karşılardım. Göğsüm ilkyaz (bahar) toprakları gibi kabarır, kanatlanırdım yaz kuşları gibi.  
         Toprağın her oluşunda, uyanışında; flamingolarla ak göğüslü toylar, gri renkli çulluklar geçerdi Malya Ovası’nın güney ucundan Seyfe Gölü’ne, babamın yüzündeki gölgeleri derinleştirerek. Toprağın karnını yararak akan sularımızın kıyılarına duran kekliklerin, turaçların çığlıklarına düşerdi çocukluğum. Akreplere, çıyanlara öptürürdüm yaramı (!) Etlerimi sülüklere parçalattırırdım (!)..  
         Ak çizgili al bir atın üstünde, delice kuşlarının göğüs boşluklarından Malya Ovası’nın uçsuz bucaksız yeşilini gösterirdi babam.  
         “- Ay göğüslü, kar göğüslü Bozkır tayım; bak ovaya, bak ovaya!.. 
         Öfkemin öcümün üstüne “Malya” oturmuştur. Çabuk büyüyesin ki kaldırasın onu gösümün üstünden oğul! Derdi… 
         …Torosların yükseltilerinden yaralı bereli Hasan Dağı’nı, Ihlara’yı geçerek toprağımıza yorgun düşen ilkyaz yağmurlarını ilk bilinçli gövdemde duyumsadığımda; 68 kuşağının anakarayı kucaklayan sarsıcı söylemlerinin çığılığıyla karşılaşmıştım. İçimdeki sesin Malya’dan beslendiğini ayrımsamıştım. Dede Korkut’un dili dilimde,  Sarı Saltuk’un, Hacı Bektaş’ın, Yunus’un, Pir Sultan’ın eli gövdemde; Malya Ovası’nın göğe bakan yüzünde dizlerimin üstünde doğrulmuş, bilincimin üstündeki karanlık örtülerin sorumlularına baş kaldıranın bir “biz” olmadığımızı anlamıştım o gün. 
         18’lik gövdemle, Anadolu halkının 1240’lı yıllarda kendi ulus değerlerini, varoluşlarını, duruşlarını; başka ulusların (Acem-Arap) değerleriyle değiştirmeye kalkan Selçuklu Sultanı Gıyasettin Keyhusrev ll’ye karşı başlattıkları kalkışmada (isyanda) sultanın Frenklerden oluşan ordusu karşısındaki Malya Çölü “yenil”gilerini kucaklamıştım. İçimdeki en son “köylü”yü, Malya Ovası’ndaki Sekiz Yüz Yıllık Ulus çığılığının yanına bırakmış, kucağımda mor gülüşlerin gölgesiyle “Kızılırmak”ı geçmiştim tüm öç duygumla!.. 
         Sonraki günlerde yüreğimi, kendi kuşağımın ışıtmacılarının yüreklerinin yanına koydum. Düşlerini demir parmaklıkların dışında tutmayı başaranların gövdelerine doladım kollarımı. Soğuk demirlerin, kuşağımın bileklerine kenetlendiği ilk anı; ilk kurşunun kaypaklığını, dar ağaçlarında büyüyen beyaz gövdelerin mavi gölgelerini hiç hiç unutmadım.         
         Erken düşen gövdelerin ardılları olan ilkyaz sürgünlerinin seslerini öptüm dağlarda. Ak ışıltılı bozkır türkülerini kentlerin sessiz sokaklarındaki yalnız evlerin çatılarına taşıdım sonyaz güvercinleriyle. Varoşlardaki yoksul sofraların kıyısına tutunmuş ağıtların resimlerini çizdim dilimle, soğuk kış öfkelerine gömdüm ellerimi.        Yazdım mevsimleri alkımların diriliğinde, çevrimlerinde. Aylı gecelerin çalınmış gülüşlerini topraklarına eken insanları fotoğrafladım belleğime, yüreğime… 
         Sürülmüş karacalara, yılkılarından erken alınmış atlara, taylara dar ağacı kuranlara ilenen (beddua eden) toprağı esenledim hep. Bozkırların ağılanmış seslerini yıkadım. Işıltılı kar günlerinin çiğnenmemiş ezgilerini soludum üstümüze örtülü gecelerde. Gövdemdeki, yüreğimdeki söylenmemiş türküleri söyledim. Seyfe Gölü’nden çığlık çığılığa kalkan mavi boyunlu turnaların, Malya Ovası’nın topraklarını gölgeleriyle yıkayışını kovaladım. Milyon yıllık özlemim bildim, kucakladım çakır dikenlerini yaz sıcaklarında. Dağ kevenlerinin üstüne oturttum çığılığımı; kapattırmadım, açık tuttum yaramı hep!.. Baba İshak’ın, beyaz gülüşlü babamın “Malya” türküsünü dilimden düşürmedim, unutmadım dumanların acının giysisi olduğunu.  
         Belleğimdeki, yüreğimdeki bu soylu söğüt ağaçlarının niye gölgesiz Güneş’e dönük durduklarını anımsatmak istedim bu türkülerle sizlere…  
         Türkülerimizi söylemeniz dileğiyle. 
                                                        İlkyaz 2000 / aysaltuk v. öntaş.